Search
  • KAGİDER

KAGİDER Üyesi Serpil Şahinoğlu yazdı: YELKENCİNİN KARBON AYAK İZİ


Son günlerde çokça duyduğumuz küresel ısınma , eriyen buzullar, kuraklık tehlikesi, mevsim değişiklikler, sera gazlarının atmosfere yayılımı ile ilgili haberler sürdürülebilir dünya ile ilgili kaygılarımızı her gecen gün arttırıyor. Bugün dünyamız üzerindeki ağır yük ile hızla dönmeye devam ederken insanoğlu özellikle iklim değişikliği ile baş etmeye çalışmaktadır.

Doğanın zarar gördüğü durumlarda tüm canlı türleri için kaliteli bir yaşam alanı düşünmek haliyle zorlaşıyor. Gereken önem verilmediği taktirde, belli bir zaman sonra yaşamı dahi düşünmek imkânsız hale gelecek... Doğaya ve dünyaya en büyük zararı, yanlış öğrenilmiş uygulamalar, fazla ve hızlı tüketim alışkanlıklarımızla biz insanlar veriyoruz. Bu bağlamda insan yaşantısının kontrol edilemez çıktıları, atmosferin yapısına olumsuz etki ederek, iklim değişikliklerine kadar gidebilecek telafisi olmayan sonuçlar doğurabilecek gibi duruyor. Durum böyle olunca da atmosferde yer alan karbondioksit gazlarının ifade edildiği büyük karbon ayak izlerimizin, doğadaki olumsuz etkilerine katlanmaktan başka bir çare gözükmüyor.

Günümüzde sıklıkla duyduğumuz Karbon Ayak İzi, günlük yaşantımızda kullandığımız ve aldığımız ürünlerin tamamının üretim aşamaları ile ulaşım, ısınma ve elektrik tüketimlerimiz sonucu atmosfere salınan karbondioksit miktarını anlatan terimdir. Yani başka bir deyişle karbon ayak izi, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür. Bizler ne kadar az eşya ile sade bir hayat sürersek, atıklarımızı ayrıştırıp ve azaltırsak, az kullanılan ve yenilenebilir enerji miktarlarına ulaşabilirsek, karbon ayak izlerimizi küçülterek sürdürülebilir dünyanın kapılarını tüm insanlığa ve gelecek nesillere açabileceğiz. İşte tüm bu çok önemli bileşenler, denizler ve denizciler söz konusu olduğunda bir yapbozun parçaları gibi yerli yerine oturuyor.

Yelkenciliğin ruhu ve bu çok özel yaşamın incelikleri bir araya geldiğinde, dünyanın olması gereken düzeni ve sürdürülebilir yaşamın gereklilikleri müthiş bir ahenk oluşturuyor. Yelkencilerin sade deniz yaşamları ile mevcut düşük karbon ayak izleri, tüm insanlığa bu süreçte denizlerden ders verir niteliktedir…Bu tutkuyu keşfeden insanlar için yelkencilik asla kaybetmek istemeyecekleri kadar önemli bir değer, her şeyden öte bir yaşam biçimi... Temiz denizlerde olmak, doğanın bir parçası olduğunu, doğanın tam da içinde yaşararak ve yakından hissetmesi, insana yeri asla doldurulmayacak bir huzur ve sevinç veriyor. Yelkencilerin tekne yaşamlarını ve seyir şartlarını incelediğimizde, sürdürülebilir dünya için büyük önem arz eden pek çok karbon ayak izi kriterlerinin sistemin içinde karşılandığını görmekteyiz. Aslında bu durumun tüm deniz severlere örnek teşkil ettiğini ve yapacakları küçük farklılıklarla büyük farkındalıklar yaratacaklarını , temiz denizlere ve sürdürülebilir seyirlere kavuşacaklarını düşünmekteyim.

Hızlı şehirleşmenin artması ile insanların şehirden kaçış planlarının göz bebeği doğa. Doğaya ve doğada yapılan sporlara ilgi her geçen gün artıyor. Dolayısı ile tüm dünyada denizlere ve yelkenciliğe olan yönelim de hızla artıyor. Çevre kirliliği ve iklim değişikliğini sorunlarında önemli bir yer tutan, fosil yakıtların ve elektrik kullanımının en aza indirgendiği, mavi denizlere kucak açarken daha çok rüzgar ve güneş enerjisi gibi en temiz sürdürülebilir enerji kaynaklarını kullanan yelken dünyası, zehirli ve zararlı karbon atıkların doğaya salınımına önemli ölçüde engel oluyor.

Sade tarzıyla az eşya gerektiren yelken dünyası, ağırlıkların azaltılması ve rüzgâr gücünün kullanılması bağlamında çok düşük miktarda fosil yakıt tüketimine ile yarınlara önemli ölçüde fayda sağlıyor. Özellikle rüzgâr, güneş ve pervaneden elde edilen sürdürebilir enerjiler ile teknelerde elektrik ihtiyacının çoğu karşılanıyor. Bu durum, Dünya için daha az karbon salınımına işaret ediyor. Güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve pervane hidrolikleri, kendi yatırım maliyetleri dışında herhangi bir maliyet gerektirmeden, teknelerin elektrik ihtiyaçlarını büyük ölçüde gideriyor. Sadece yelkenliler değil, günümüzde tamamen güneş enerjisi ile çalışan hatta dünya turu yapan motor yatlar bile mevcut… Bu sebeple doğanın yok oluşunu izlemektense, hızlı ve gereksiz tüketime harcanan paralar, bu gibi doğaya katkı sağlayacak yatırımlara harcanabilir…

Günümüzde duyarlı tekne üreticileri, geri dönüşüm malzemelerden de karbon ayak izi son derece küçük tekneler üretebiliyorlar. Yelkenli teknelerin üretimi de doğaya olan karbon salınımı açısından oldukça önemli. Bu konuda yelken severlerin tekne alımlarında dikkat etmesi gereken birkaç husus mevcut…

Daha az enerji ile daha hızlı gidebilen tekneler ve bu teknelerin üretiminde kullanılan kabuk malzeme. Tekne severler için bu kriterlerde tercih edilebilecek en uygun kabuk malzeme genellikle karbon fiberdir. Diğer bir konu yelkenli tekne üreticileri tekne motorlarında genellikle motorin tercih ediliyor olsa da, seyrini özenle planlayarak rüzgar gücünden maksimumda faydalanan çevreci yelkencilerinden bahsediyoruz… Unutmayalım ki, ne kadar az fosil yakıt kullanımı varsa, doğanın ömrü bir o kadar çok olacak demektir.

Teknelerimizin doğaya karbon salınımını en aza indirgemek açısından yelken donanımı ve performansı da önemlidir. Az rüzgarla bile en fazla performans sağlayacak yelken donanımı, yelken seyirleri açısından önemlidir. Diğer dikkat edilmesi gereken donanımsal bir konu ise, teknelerimizin Karine boyasıdır. Gövde boyaları, teknelerin suda sürtünmelerinden dolayı, rüzgarsız motor seyirlerinde, doğaya karbon salınımı açısından zarar veren ve hassas davranılması gereken bir konudur. Burada boya tercihi deniz eko sistemi açısından da önemlidir.

Tüm bunlar bizim yelkencilik hayatımızın başında, teknelerimizle buluşmadan önce gözetmemiz gereken hususlar... Bu teknik detayların yanı sıra, göz önünde bulundurmamız gereken bir diğer konu ise; doğaya saygı konusu. Sürdürülebilir yelkencilik kurallarının başında kaynak kullanımı ve atık depolaması gelir. Doğal atıklar dahil olmak üzere hiçbir atığın denize atılmaması gerektiği kuralını maalesef hala hatırlatmak zorunda kalıyoruz. Doğal atıkların, doğaya karışabileceği düşüncesi kafalarda yer etmiş olsa da, oksitlenmeden dolayı deniz ekosistemine ciddi zararlar doğurabileceği gerçeği mevcut. Bu sebeple doğal ya da doğal olmayan herhangi bir çöpün denize atılmaması ve bunun da ötesinde doğru şekilde depolanarak çöp toplama merkezlerine ulaştırılması gerekir.. Teknelerimizde elektrik ve su kullanımı en aza indirgemek her zaman önerilen bir konudur. Ve hatta sadece teknelerimizde değil, bunu bütün yaşantımıza yaymak gerekir. Teknelerimiz için her ne kadar elektrik türbinleri ile elektrik elde edebiliyor veya su yapıcıları ile su temin edebiliyor olsak da, özellikle su temininde jeneratör kullanımına gerek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Jeneratör kullanımı direkt olarak fosil yakıt kullanımı demektir. Ayrıca teknelerde plastik materyal ve pet şişe kullanımını tercih etmememiz teknelerimizin karbon ayak izini azaltmak açısından oldukça anlamlı olacaktır. Özellikle içme suyu kullanımında, depolar oluşturarak pet şişe kullanımı en aza indirilebilir. Bu önlem sağlığımız, atık yönetimimiz ve bu şişelerin üretimi sırasında oluşan karbon ayak izleri açısından doğaya yapılabilecek en büyük iyiliklerden biri olacaktır.

Teknelerimizde kirli atık su yönetimi açısından pis su toplama noktalarını seyirlerimiz içine almalıyız. En kötü şartlarda atık suların denize bırakılması hususunda 12 mil açık su kuralını unutmamalıyız. Teknelerimizde ekolojik kökenli doğada çözünebilen deterjan, sabun ve şampuanları kullanmalıyız. Atık suların deniz florasına ve eko sistemine zararları konusu denizciler için önemli konular içinde yer almalıdır.

Hava durumları göz önünde bulundurularak yaptığımız planlı seyirler yelken seyir süremizi, motor seyir süremizin üzerinde tutmalıdır ki teknelerimizin karbon ayak izi en aza indirgensin. Seyirlere en az eşya ile katılarak tekne yükünü en aza indirebiliriz. Uğrayacağımız pek çok noktada tüketim malzemelerimizi temin edebileceğimizi ve hafif bir teknenin pek çok açıdan daha verimli yol alacağın unutmamalıyız.

Biz yelkenciler de sürdürülebilir bir dünya, sürdürülebilir yelkencilik için sorunların bir nebze de olsa farkında olmalıyız. Aldığımız her nefesin yarısının denizlerden sağlandığını unutmamalıyız. Öncelikle mevsimsel değişikliklerin önüne geçebilmek ve karbon ayak izlerimizi küçülterek geleceğe yelken açmalıyız. Temiz bir dünyayı, masmavi denizleri gelecek nesil denizcilere bırakacağımızı hiçbir zaman unutmamız dileklerim ile..

175 views

02122668261

02122668265

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği
Büyükdere Caddesi, No: 199, Şişli

©2019 by KAGİDER Blog.