Search
  • KAGİDER

KAGİDER Üyesi Banu Koç Çakan yazdı: Psikolojik Sermayenizi Güçlü Tutmanın Yolu

Updated: Mar 10





Hayat artık her zamankinden daha karışık ve belirsiz.

Girişimci olmak ise, bu dönemde her zamankinden daha kaygı verici gibi görünse de büyük bir onur sebebi. Zor zamanlarda ayakta kalmak, üretmek, başkalarının varlığına destek olmak önemli bir değer. Bunu sürdüren sizlere, siz kadın girişimcilerimize hayranım. Böylesine bir zamanda, bu süreçte sizlere güç katacak bir konuyu sizlerle paylaşmak istedim.


İçinde bulunduğumuz dönemde çalışanlar üzerinde yapılan çalışmalar malesef yüzümüzü pek güldürmüyor. SHRM Covid 2019 Araştırmasına göre çalışanların %72 si tükenmişlik sendromu yaşıyor ve yöneticilerin %59’u önünü göremiyor, motive olamıyor, çalışanlarını motive edemiyor. Ve bu durum doğrudan iş verimliliğimizi etkiliyor.


Psikolojik sermaye diye tanımladığımız, umut, öz yeterlilik, iyimserlik ve yılmazlık yetkinliklerini, yaşamlarımızda kullanabilmek bu dönemde en fazla ihtiyacımız olan şey gibi görünüyor.


Peki nasıl?


Bu sorunun cevabını verebilmek için, biraz geçmişe götürmek isterim sizi. İş yaşamında başarının nasıl oluştuğuna dair yapılan araştırmalara. 1990’lara kadar iş yaşamında başarılı insanları IQ larının çok yüksek olduğu düşünülürdü. Oysa yapılan araştırmalar gösterdi ki, başarılı insanların her biri çok yüksek IQ ya sahip değildi, ya da yüksek IQ’ya sahip her kişi başarılı olamıyordu. İşte o zamanlar ortaya yeni bir kavram çıktı :Duygusal Zeka .


İçerisinde duygu kelimesi olduğu için hak ettiği değeri uzun süre göremedi ama ,Dünya Ekonomik Forumunun yayınladığı iş yeri yetkinlikleri raporlarında üst üste ilk sıralarda yer almasından sonra iş dünyasındaki gözleri üzerine çevirdi.


İçinde bulunduğumuz bugünlerde ise , özel ve iş yaşamımızda psikolojik olarak iyi olma halimize bizi götüren “Duygusal Zekamızı Kullanabilmek” konusuna kulak vermeyen kalmadı.


Yazımı, sizlere günlük yaşamınızda uygulayabileceğiniz, duygusal zekanızı davranışlarınıza yansıtabileceğiniz etkin bir yol paylaşmaktan tamamlamak istemem.


Çoğumuz biliyoruz, hayatta varlığımızın devamını sağlayan duygularımız, aslında bize verilmiş bir direktifler değil bir uyarılardır. Bu uyarıları anlamak ve yönetmek hayatımızı yönetmekle neredeyse eş anlama gelir desek yanlış olmaz.

Yönetimi ele alabilmek için, kullanabileceğimiz yöntemlerden biri fizyolojik dengemizi değiştirerek psikolojik dengemizi iyileştirmektir. Fizyolojik dengemizi yönetmekteki, buradaki kastım, vücudumuzdaki hormonları yönetebilmektir.


Bunun için size önerim yaşamlarınızda DOSE’u , yani dopamin, oksitosin, serotonin ve endorfin’i arttırmanız olacaktır. Yani kanımızda dolaşan mutluluk hormonlarını arttırmaya odaklanmanızı öneriyorum. Doğal yollardan elbette. Bunu yapabildiğiniz taktirde, içinde bulunduğunuz yıkıcı koşulları daha iyi yönetebilecek sorunlarınıza daha yaratıcı çözümler bulacaksınız.


Size DOSE ‘u arttırmak için, günlük yaşam akışınızda kolaylıkla uygulayabileceğiniz, küçük ama etkisi büyük etkinlikler sunmak isterim.

Dopamin, sizin motivasyon molekülünüzdür.

Vücudunuzdaki dopamin seviyeleri ne kadar yüksek olursa uyanıklığınız, odaklanmanız, yaratıcılığınız, uzun süreli hafızanız ve konsantrasyonunuz o kadar yüksek olur. Her ödül dopamin düzeyinizi arttırır. Hedeflerinizi küçük parçalara bölün. Her bir adımı beyniniz için ödül olarak tanımlatın. Böylece bu hormonun salgılanması için uzun süre beklemeyeceksiniz ve size yeni bir motivasyon gücü sunacak. Yanı sıra yaptığınız bir işi yöneticinizle paylaşmak, ekibinizle kutlama yapmak, kendinize küçük şımartmalıklar yapmak bu konuda sizin için görünümü küçük ancak etkisi büyük uygulamalar olacaktır.

Oksitosin, güven duygusunu tetikler. Bağlanma hormonunuzdur.

Sosyal ilişkide bulunmak, insanlara yardım etmek, sevdiğiniz bir kişiye sarılmak kanınızdaki oksitosin hormonunu yükseltecektir. Olumlu deneyimlerin paylaşılması, gülümsemek, duyguları ifade etmek ve hatta zorlandığınız durumlarda çocuğunuzun fotoğrafına bakmak bile kanınızdaki ihtiyacınız olan kimya değişimini sağlayacaktır.

Serotonin, değerlilik molekülünüzdür.

Kendinizle gurur duyduğunuzda ve başarılı hissettiğinizde salgılanır. Geçmişte yaşadığınız bir başarıya odaklanmak, beyninizin bunu tekrar yaşamasına izin vermektir. Beynimiz, gerçek ve hayal edilen geçmiş arasındaki farkı anlatmakta güçlük çeker, bu yüzden her iki durumda da ayrım yapmaksızın serotonin üretir.

Endorfin, ağrı savıcıdır.

Bu hormonu vücudunuzda daha fazla salgılanması için daha fazla gülümseyin! Gülmek refleksi beynimizde “endişe edilecek bir durum yok” şeklinde algılanıyor, kasların gevşemesine yol açar ve bedensel ağrıları azaltır.

Tüm bu okuduklarınızı çalışanlarınızla paylaşmanızı öneriyorum. İster yakından ister uzaktan çalışın içerisinde bulunduğumuz iletişimdeki duygu durumumuz başarımızı ve mutluluğumuzu etkiler.

Ve son olarak çoğu zaman unuttuğumuz bir konuyu hatırlatmak isterim. Lütfen arada sırada mola alın ve “DUR” un!

Unutmayın hiç durmadan, yeniden başlayamazsınız.

Psikolojik sermayenizi güçlü tutarak, iş ve özel yaşamınızı iyileştirecek günlük öneriler içeren, bilimsel temelli yazıları, dilerseniz kütüphanemize ulaşarak okuyabilirsiniz.

https://bccturkey.com/kutuphane/

İçten sevgilerimle,

Banu Koç Çakan

KAGİDER Üyesi

Endüstri ve Örgüt Psikoloğu, Öğretim Görevlisi


142 views

Recent Posts

See All

W20 Declaration of Support for Afghan Women and Girls

We, the Women20 (W20), express deep concern over recent events in Afghanistan that infringe upon the basic human rights of the Afghan people, especially Afghan women and girls. We call upon G20 leader